|
I-Siyasal Alanda Yapılan İnkılaplar
ve Nedenleri |
 |
Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım
1922) |
• TBMM, Abdülmecid Efendi’yi halife seçerek,
halifeliğin devam ettirilmesini sağlamıştır.
• Milli egemenliğin gerçekleşmesi yolunda
önemli bir adım atılmıştır.
• Saltanatın kaldırılmasıyla devletin
lâikliği konusunda ilk aşama
gerçekleştirilmiştir.
• İtilâf Devletleri’nin Lozan Konferansı’nda
ikilik çıkarma planları sonuçsuz kalmıştır.
 |
Cumhuriyetin İlânı |
29 Ekim 1923'te TBMM anayasa değişikliğini
kabul ederek yeni Türk Devleti’nin bir
Cumhuriyet olduğunu onayladı.
 |
Cumhuriyetin İlân Edilmesinin
Sonuçları |
• Yeni Türk Devleti’nin yönetim şeklinin
Cumhuriyet olarak belirlenmesiyle 1921
Anayasası’nda esaslı değişiklikler
yapılmıştır. Türkiye’nin hükümet şeklinin
Cumhuriyet, dininin İslâm, resmi dilinin
Türkçe olduğu şeklindeki madde Anayasaya
konulmuştur.
• Cumhuriyetin ilanı ile devlet rejiminin
adı belirlenmiş, bu konudaki tartışmalar
sona erdirilmiştir.
• M. Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk
Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı,
ilk Cumhuriyet hükümetini kurma görevini
İsmet Paşa’ya vermiş, Fethi (Okyar) Bey de
TBMM Başkanlığı’na seçilmiştir.
• Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle devlet
başkanlığı sorunu çözüme kavuşmuştur.
• Meclis hükümeti yerine kabine sistemi
getirilerek, yürütme işlerinin gecikmemesi
sağlanmıştır.
• Milli Mücadelenin başından beri amaçlanan
ulusal egemenlik düşüncesi başarılı olmuş,
çağdaşlaşma yolunda da önemli bir adım
atılmıştır.
• Cumhurbaşkanı seçimini Meclisin yapacağı
kesinleşmiştir.
 |
Halifeliğin Kaldırılmasının
Nedenleri |
• Saltanatın kaldırılması ve Vahdettin’in
ülkeyi terk etmesinden sonra TBMM,
Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Çünkü
kamuoyu henüz halifeliğin kaldırılmasına
hazır değildi. Halbuki, Cumhuriyetin ilânı
ve devlet başkanının seçilmesi ile
halifeliğin rolü kalmamıştı.
• Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin
ilanından sonra eski rejim taraftarlarının
sığınabilecekleri tek güç olarak halifelik
kalmıştı.
• Bazı TBMM üyeleri, halifeyi milletin
üzerinde görmeye başlamışlar, “TBMM
Halifenin, Halife de TBMM’nindir.” şeklinde
propagandalara girişmişlerdi.
• Türkiye, çağdaşlaşma yolunda olduğuna ve
laikliği amaçladığına göre halifeliğin böyle
bir rejimde yeri yoktu.
Bütün bu sebeplerden dolayı 3 Mart 1924 günü
alınan bir kararla halifelik kaldırıldı.
Aynı gün;
• Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kaldırıldı.
Böylece lâik devlet yolunda önemli bir adım
atıldı. Daha sonra yerine Diyanet İşleri
Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü
kuruldu.
• Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti
Kaldırıldı. Böylece Genelkurmay
Başkanlığı’nın hükümet ve siyaset dışına
çıkması sağlandı.
• Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye Cumhuriyeti
sınırları dışına çıkarılması
kararlaştırıldı.
Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları
• Halifeliğin kaldırılması laikliğe geçişin
en önemli aşaması olmuştur.
• Halifeliğin kaldırılması Türkiye’de
inkılâp sürecini hızlandırmış ve inkılâplar
için elverişli bir ortam hazırlamıştır.
• Türkiye’de ümmetçilik arayışları sona
ermiştir.
 |
Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri |
Müdafaa-i Hukuk Grubu ve Halk Fırkası’nın
Kurulması (9 Ağustos 1923)
TBMM 1 Nisan 1923'te tarihi görevini
tamamlayarak seçimlerin yenilenmesini
kararlaştırdı. M. Kemal Paşa da seçimlerden
sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti’nin yerine Halk Fırkası’nı kurdu.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisi
olan Halk Fırkası’nın başkanlığına M. Kemal
Paşa seçildi. Bu arada yapılan seçimlerle,
ikinci grup mensupları meclisten tamamen
uzaklaştırılmış oldu.
 |
Ordunun Siyasetten Ayrılması |
Mustafa Kemal Paşa, daha II. Meşrutiyet
döneminde İttihat ve Terakki Partisi’nde
gördüğü ordu ile işbirliğini tenkit etmişti.
Bu tecrübelerin ışığında önce 3 Mart 1924'te
o zamana kadar hükümette yer alan
Genelkurmay Başkanlığı politika dışında
bırakıldı. Ardından komutanların
milletvekili olmalarının kaldırılmasıyla
ordunun siyasetten ayrılması sağlandı.
Ordunun siyasetten ayrılması ile meclisteki
rekabetin iç çatışmaya dönüşmesi
önlenmiştir.
 |
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası |
Mustafa Kemal Paşa’da mecliste demokrasinin
yerleşebilmesi için yeni bir partinin
kurulmasını gerekli görüyordu. Cumhuriyet
rejiminin yerleşebilmesi için başka
partilerin varlığı ve hükümetteki partinin
denetlenmesi gerekiyordu.
Muhalif milletvekilleri hazırlıklarını
tamamladıktan sonra 17 Kasım 1924'de
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı
kurdular. Partinin başkanlığına Kazım
Karabekir getirildi.
 |
Şeyh Sait İsyanı (İsyanın Nedenleri) |
• Yenilik hareketlerinin hızlanması
• İngiltere’nin kışkırtmaları
• Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın
çalışmaları
• Hilafet ve Saltanatı geri getirme
düşünceleri
Şeyh Sait Ayaklanması 13 Şubat 1925'te
Diyarbakır’da başladı. İsyancıların amacı
Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve Osmanlı
devlet düzenini geri getirmekti. İsyan kısa
sürede Erzurum, Elazığ, Muş, Bitlis gibi
doğu illerinde yayıldı. Ali Fethi Okyar
Hükümeti isyanın bastırılmasında başarılı
olamayınca istifa etti. Yeni hükümeti kuran
İsmet Paşa aldığı askeri ve siyasi
önlemlerle isyanı bastırdı.
 |
Şeyh Sait Ayaklanması’nın Sonuçları
|
• Doğu Anadolu Bölgesi’nde bozulan huzuru
sağlamak amacı ile Takrir-i Sükun Kanunu
çıkartıldı (4 Mart 1925). Bu kanun 1929
yılına kadar yürürlükte kalmıştır.
• Türkiye Cumhuriyeti yıprandığı için
İngiltere Musul sorununun kendi lehine
çözülmesinde büyük avantaj sağlamıştır.
• Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk
isyan bastırılmıştır.
• Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası isyanda
rolü olduğu gerekçesi ile kapatılmıştır (5
Haziran 1925).
• Türkiye’de çok partili hayata geçiş için
yapılan ilk deneme başarısızlıkla
sonuçlanmıştır.
• Şeyh Sait isyanı, Türkiye’de çok partili
hayata geçiş için ortamın uygun olmadığını
ve henüz demokrasinin tam anlamıyla
uygulanamayacağını göstermiştir.
 |
Serbest Cumhuriyet Fırkası ve
Menemen Olayı |
Mustafa Kemal Paşa’nın onayıyla kurulan
Serbest Cumhuriyet Partisi’ni kurdular (12
Ağustos 1930). Bir süre sonra teşkilâtlar
oluşturmaya başladı. İşte bu esnada
inkılâplara karşı olanlar partiye girmeye
başladılar. Bir süre sonra inkılâplar,
hükümet ve lâiklik aleyhine gösteriler
ortaya çıktı. Fethi Bey’in kontrolünden
çıkan olaylar, kendisini Mustafa Kemal Paşa
ile karşı karşıya getirdi. 18 Aralık 1930'da
Serbest Cumhuriyet Fırkası kendi kendini
feshetti. Böylece ülkemizde Cumhuriyetin
ilânından sonraki çok partili hayata
geçişteki ikinci deneme de başarılı olamadı.
Bundan sonra Atatürk döneminde bir daha
girişimde bulunulmadı. Ülkemizde çok partili
hayat ancak 1946'da başlayabilmiştir.
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kendi kendini
feshetmesinden sonra Menemen Olayı meydana
geldi. Derviş Mehmet ve adamları 23 Aralık
1930'da Menemen kasabasında isyan ettiler.
İsyanı bastırmaya gelen Asteğmen Kubilay
öldürüldü. Menemen Olayı süratle bastırıldı.
Bu olay, Serbest Fırka’nın kapatılmasının ne
kadar yerinde bir davranış olduğunu
göstermiştir.
|
II-Hukuk Alanındaki İnkılâplar ve
Nedenleri |
• Milliyet, din, mezhep ve tarikat
farklılıklarından dolayı ülkede hukuk
birliğinin sağlanamaması
• Halkın evlenme, boşanma ve miras gibi
konularda kendi dini kurallarını uygulaması
• Ceza hukukunun şahısların güvenliğini
sağlamada yetersiz kalması ve modern ceza
hukukuna uymaması
• Mahkemede tek yargıçın (kadı) bulunması
• Kadın haklarıyla ilgili kanunların
yetersiz kalması
• İktisadi ve ticari hayatı düzenleyen
kuralların yetersiz kalması
• Müslüman olmayan azınlıkların kişisel
hukuk ve aile hukukuna ait sorunları kendi
dini kurallarına göre çözmeleri
• Eski hukuk sisteminin çağın gelişmeleri
karşısında yetersiz kalması
• Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı medeniyetine
katılmayı hedeflemesi
• Devletin lâik bir karakter kazanmasının
gerekliliği
Medeni Kanun’un Kabulü
TBMM, 17 Şubat 1926'da yeni Medeni Kanunu
kabul etti. Bu kanun 6 Ekim 1926'da
yürürlüğe girdi.
 |
Medeni Kanun’un Kabulünün Sonuçları
|
• Kadınlarla erkekler arasında toplumsal ve
ekonomik alanda tam bir eşitlik
sağlanmıştır. Kadınlara istediği mesleğe
girme hakkı tanınmıştır.
• Evlilik, devlet kontrolü altına alınarak
resmi nikâh zorunluluğu kabul edilmiştir.
• Çok kadınla evlenme yerine tek kadınla
evlilik kararlaştırılmış, Medeni Kanun ile
modern Türk ailesi kurulmuştur.
• Mirasta kız ve erkek çocuklar arasında
eşitlik sağlanmıştır.
• Boşanmada serbestlik kaldırılarak belli
şartlara bağlanmıştır.
• Toplumsal hayat çağdaş gelişmelere göre
düzenlenmiştir.
• Kabul edilen kanunlar, Türkiye
Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına
uygulanır hale getirilmiştir. Böylece hukuk
bakımından vatandaşlar arasında din ve
mezhep farkı gözetilmemiştir.
• Türkiye’deki Müslüman olmayan topluluklar,
Lozan Antlaşması’nın kendilerine tanıdıkları
haktan vazgeçtiklerini ve Türk Medeni
Kanunu’na uymak istediklerini bildirdiler.
Hükümetçe de bu isteğin kabulüyle Avrupa
devletlerinin müdahaleleri ortadan
kalkmıştır. Patrikhane ve konsoloslukların
mahkeme kurma yetkileri de sona ermiştir.
• Hukuk birliği sağlanmıştır.
 |
Türk Kadınlarına Siyasal Hakların
Verilmesi |
1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu
ile kadınların belediye seçimlerine
katılmaları sağlandı. 5 Aralık 1934'te
kadınlara milletvekili seçme ve seçilme
hakkı tanındı. Böylece Türk kadını hukuk
alanında tam olarak erkeklerle eşit oldu.
Avrupa devletlerinden çoğu, kadınlara bu
imkânları sağlayamadan, Türk İnkılâbı’nın
kadınlara siyasal haklar vermesi Atatürk’ün
kadınlara verdiği değeri göstermektedir.
|
III-Eğitim Alanındaki İnkılâplar |
|
|
|
 |
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart
1924) |
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla;
• Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim
Bakanlığı’na bağlanmıştır.
• Azınlık ve yabancı okulların dini ve
siyasi amaçlarla öğretim yapmaları
önlenmiştir.
• Yabancı okulların ders programlarına
Türkçe kültür dersleri konmuş ve bu
derslerin Türk öğretmenler tarafından
okutulması sağlanmıştır.
• Devlet eğitimin her çeşidiyle uğraşmaya
başlamış, Milli Eğitim Bakanlığı bütün
eğitim ve öğretim işlerinin tek sorumlusu
haline gelmiştir.
• Medreseler kapanmıştır.
• Eğitimin lâikleşmesi alanında önemli bir
adım atılmıştır.
 |
Lâtin Harflerinin Kabulü (1 Kasım
1928) |
Meclis, 1 Kasım 1928'de yeni harflere dair
çıkardığı kanunla Arap harfleri yerine Lâtin
alfabesini kabul etmiştir. Lâtin harflerinin
kabulüyle;
Batı dünyası ile yakınlaşma yolunda önemli
bir adım atılmıştır.
Çağdaşlaşmada önemli bir engel oluşturan
yazı meselesi çözümlenmiştir.
Okuma-yazma oranı sürekli artarken, basılan
kitap sayısında da büyük bir artış meydana
gelmiştir.
 |
Yeni Tarih Anlayışı |
Atatürk, Türk tarihinin sadece İslâm ve
Osmanlı tarihleriyle sınırlı olmasını kabul
etmiyordu. Bu nedenle tarih konusunda
araştırmalar yapmak üzere Türk Tarih
Kurumu’nu kurdu (15 Nisan 1931). Türk Tarih
Kurumu’nun kurulmasıyla milli tarih anlayışı
yolunda önemli bir gelişme kaydedildi.
 |
Türk Dilinin Geliştirilmesi
|
Atatürk, dil çalışmalarının planlı bir
şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla Türk
Dil Kurumu’nu kurdu (12 Temmuz 1932).
Dil inkılâbıyla ;
• Türkçeyi, Osmanlıların halk tarafından
benimsenmemiş kelime ve kurallarından
arındırmak
• Yabancı kelimeler yerine halk arasında
kullanılan ya da yazılı kaynaklarda yer alan
yeni kelimeler türetmek
• Türkçenin zenginliğini ortaya koymak
• Türkçenin bilim dili konusunda da
gelişmesini sağlamak
amaçlanmıştır.
Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun
kurulması milliyetçilik ilkesi doğrultusunda
yapılmıştır.
|
IV-Toplumsal Hayatın Düzenlenmesi |
|
|
|
 |
Tekke, Zaviye ve Türbelerin
Kapatılması (30 Kasım 1925)
|
30 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan bir
kanunla tekke, zaviye ve türbeler
kapatılmıştır. Böylece Türk toplumunun
çağdaşlaşması ve lâikleşmesi yolunda önemli
bir adım atılmıştır. Yine aynı kanunla
“şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyyitlik,
çelebilik, türbedarlık” gibi ünvanlar
kaldırılmıştır.
 |
Kılık - Kıyafetin Düzenlenmesi |
25 Kasım 1925 tarihinde şapka Kanunu
çıkarılmıştır. Bu kanunla Türk erkeklerinin
başlık olarak şapka giymesi
kararlaştırılmıştır. 1934 yılında çıkarılan
bir kanunla da hangi din ve mezhebe mensup
olursa olsun din adamlarının mabetler ve
ayinler haricinde dini kıyafetle dolaşmaları
yasaklandı. Sadece Diyanet İşleri Başkanı,
Rum ve Ermeni Patrikleri, Hahambaşı her
zaman dini kıyafet giyebileceklerdi.
Kılık-Kıyafet düzenlenmesi çalışmaları
çağdaşlaşma ile işkilidir.
 |
Ölçüler ve Takvimde Değişiklik
|
Batılı devletlerle olan münasebetlerini
geliştirmesi için takvim ve ölçülerin de
düzenlenmesi gerekiyordu. 26 Aralık 1925
tarihinde çıkarılan bir kanunla çağdaş
dünyanın kullandığı Milâdi Takvim kabul
edildi. 1 Ocak 1926'dan itibaren de
uygulandı. Yine aynı tarihte uluslararası
saat kabul edilerek gün, gece yarısından
başlatıldı ve yirmi dört tane saat birimine
ayrıldı.
Osmanlı ülkesinde uzunluk ve ağırlık
ölçüleri de geleneklere göre düzenlenmişti.
Okka, arşın, endaze, kile vb. yörelere göre
değişen ölçülerin kullanılması ekonomik
hayatta bazı karışıklıklara neden oluyordu.
1931 yılında kabul edilen bir kanunla metre
ve kilo sistemi getirilerek ticaret ve
ekonomi alanlarında işlemler
kolaylaştırıldı. Yurdun her tarafında
düzenli bir ölçü sistemi kuruldu.
Batılı ülkeler pazar günü tatil yapmaktaydı.
Türkiye’nin bu ülkelerle ekonomik ilişkileri
gelişmekte olduğundan hafta tatilinin
yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. 1935
yılında alınan bir kararla pazar günü hafta
tatili olarak benimsendi.
| |
|
 |
Soyadı Kanunu’nun Kabulü (21 Haziran
1934) |
Kişilerin toplumsal hayatta kolaylıkla
tanınmaları amacıyla 21 Haziran 1934'te
Soyadı Kanunu kabul edildi. Bu kanuna göre
her aile bir soyadı alacak, soyadları Türkçe
olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk, millet
adları ile ahlâka aykırı ve gülünç kelimeler
soyadı olarak kullanılamayacaktı. Soyadı
Kanunu’nun kabulünden sonra TBMM Türk
milleti adına, M. Kemal’e Atatürk soyadını
vermiştir.
1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla
“ağa, hacı, hoca, hafız, hocaefendi, bey,
paşa, hanım, hanımefendi” gibi eski toplum
zümrelerini belirten ünvanlar kaldırıldı.
Aynı kanunla, eski Osmanlı idarecilerinin
verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak
yasaklandı.
| |
|
|
V-Ekonomi Alanındaki Gelişmeler |
 |
İzmir İktisat Kongresi (18 Şubat - 4
Mart 1923) |
1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya
yetiştirilebilen sanayi dallarının kurulması
2. Küçük imalattan süratle fabrikaya
geçilmesi
3. Özel sektörce yapılamayan teşebbüslerin
devletçe gerçekleştirilmesi
4. Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir
devlet bankası kurulması
5. İşçilerin durumunun düzeltilmesi gibi
kararlar alınmıştır.
 |
Milli Ekonominin Kurulması |
Tarım:
Osmanlı İmparatorluğu döneminde köylü, ağır
vergiler altında eziliyordu. Özellikle âşâr
vergisi köylüler için büyük yük haline
gelmişti. Âşâr vergisi genel bütçe gelirinin
% 40'ını oluşturuyordu. Yeni Türk Devleti
böyle bir gelirden vazgeçti. 17 Şubat
1925'te çıkarılan bir kanunla âşâr vergisi
kaldırılarak yerine arazi vergisi konuldu.
Böylece köylünün rahatlaması sağlanmıştır.
Köylüye yardım etmek amacı ile tohum ıslah
istasyonları, numune çiftlikleri kuruldu.
Traktör kullanılması teşvik edilerek ucuz
alet ve makina dağıtıldı. Tarım Kredi
Kooperatifleri kuruldu. Yüksek Ziraat
Enstitüleri açılarak tarımla ilgili bilimsel
araştırmalar yapılmasına imkân hazırlandı.
Tarım faaliyetlerini geliştirmek ve
çiftçilere kredi kolaylığı sağlamak amacıyla
Ziraat Bankası geliştirilerek kredi
imkanları artırıldı.
Sanayi: Kurtuluş Savaşı’nın sonunda
İstanbul, İzmir ve Adana’da birkaç dokuma
fabrikası ile İstanbul’da bir askeri fabrika
ülkenin sanayi gücünü meydana getiriyordu.
Halbuki, kalkınmak için sanayileşmenin
gerçekleşmesi gerekiyordu.
Sanayi kuruluşlarını teşvik amacıyla 28
Mayıs 1927 tarihinde “Teşvik-i Sanayi
Kanunu” çıkarıldı. Bu kanunla özel teşebbüse
yatırım yapmada pek çok kolaylıklar
sağlanmıştır. 1929 yılından itibaren gümrük
tarifelerinin yükseltilmesi de,
memleketimizdeki sanayii dış rekabette
korumayı amaçlamıştır.
Yeni devletin kuruluşundan 1933'e kadar
geçen dönemde sanayileşme istenilen seviyede
gerçekleşmemiştir. Bu durumda;
• Gelir seviyesinin çok düşük olması
• Özel sektörün yetersiz olması
• Teknik bilgi yetersizliği
• 1929'a kadar sanayinin dışa karşı himaye
edilememesi
• Özel sektörün Teşvik-i Sanayi Kanunu’na
rağmen yapabildiği yatırımların miktar ve
çeşit itibariyle yeterli olmaması
1929 dünya ekonomik bunalımının olumsuz
etkileri gibi nedenler önemli rol
oynamıştır.
Ülkemizde 1934 yılında ilk defa planlı
ekonomiye geçildi. 1934 - 1939 yılları
arasında “Birinci Beş Yıllık Plan”
uygulandı. Hazırlanan bu plana göre, özel
sektörün gerçekleştiremeyeceği yatırımlar
devlet eliyle yapılmaya başlandı. Plân
doğrultusunda dokuma, demir, kâğıt, cam ve
kimya alanlarında 1937'ye kadar onaltı
fabrika kuruldu. Fabrikaların işletmeye
açılmasıyla dışarıdan alınan mallar yüzde
elli oranında azaldı. “İkinci Beş Yıllık
Plân” ise İkinci Dünya Savaşı’ndan dolayı
uygulanamadı. Fakat, 1945 yılına kadar süren
savaş esnasında Türkiye, dışarıya muhtaç
olmadan kendi ihtiyaçlarını
karşılayabilmiştir. Sümerbank’ın açılmasıyla
elde edilen başarı, yeni kuruluşların
açılmasını teşvik etmiş ve maden işleri ile
uğraşacak Etibank ve Maden Tetkik Arama
Enstitüsü kurulmuştur (1935). Böylece
sanayide devletçilik ilkesi iyice
yerleşmiştir.
Yeni dönem, sanayi alanındaki hizmetlerin
doğrudan devlet tarafından
gerçekleştirildiği Devletçilik politikasının
uygulandığı bir dönem olmuştur