yazarı Maurice Pernot ya verdiği bir demeçte
şöyle söylemiştir:"Türklerin asırlardan beri
takip ettiği hareket devamlı bir istikamet
muhafaza etti. Biz daima şarktan Garba doğru
yürüdük...
Memleketimizi asrileştirmek
istiyoruz. Bütün mesaimiz Türkiye'de asri
binaenaleyh garbi bir hükümet vücuda
getirmektir. Medeniyete girmek arzu edipte
garba yönelmemiş olan millet hangisidir ?"
diyordu.
Atatürk'ün Batıcılığı radikaldi. Gerçekten
Atatürk Tanzimat'tan beri gelen Batıcılığın
yarattığı ikiliği mesela okulun yanında
medrese, adliye mahkemeleri yanında şeriye
mahkemeleri, şalvarın yanında pantolon
ikiliğini reddetmiştir. Batı medeniyetini
bölünmez bir bütün olarak almış, yalnız
teknikte, bilim ve felsefede değil
edebiyatta, güzel sanatlarda, hukukta duyuş,
düşünüş ve yaşayışta da Batılı olmak
gerektiğine inanmıştır.
Atatürk'ün dünya görüşünün radikal olması ve
bu sebeple kültürle medeniyeti birbirinden
ayırmaya imkan vermez görünmesi onun
gerçeğini tam yansıtmaz. Atatürk'ün kültürle
yapmak istediği batılılaşma yönündeki
devrimi sadece Batının metodunu,
kalıplarını, ve özellikle batılı düşünüş
tarzını getirmektir. Çünkü Türk toplumunun
geri kalmasındaki en büyük sebebin kültür
ikiliği olduğuna inanmakta, Tanzimat
batıcılığının ister istemez meydana
getirdiği bu ikiliğe son vermek, Batılı
zihniyette ve şekiller altında milli bir
kültür yaratmak istiyor, aydınla halkın bu
kültürle kaynaşmasını istiyordu. Milletine
"Ne mutlu Türküm diyene!" haykırısı ile
seslenen bir insanın başka türlü düşünmesine
imkan yoktur. 1934 de şöyle söylüyordu: "Bir
artık garplıyız. Eski dünyaya hakim eski
medeniyetimizle sadece övünerek değil, bütün
zincirleri kırarak, son asır medeniyetinin
gittiği yollardan yürüyerek, bu seviyenin de
üstüne çıkmağa çalışacağız" diyordu.
Cumhuriyetin 10. yıldönümü münasebetiyle
söylediği tarihi nutuk onun Batı
uygarcılığının en içten gelen, en azimli
ifadesidir.
Atatürk yeni devrimlerin korunması ve
sürdürülmesi için aydınlara güvenmiştir.
"Millet iradesi ile milleti temsil edenler
münevverler olacaktır. Bunlar yaptığımız
veya yapacağımız kanunlarla inkılaplarımızı
gerçekleştirecek ve muasır medeniyet
seviyesine ulaştıracaklardır." diyordu.
Böylece her zaman ve her toplumda geçerli
olan bir gerçeği, yani toplumlarda
aydınların daima yol gösterici rolünü
oynamak durumunda bulundukları gerçeğini
açıklıyordu.
Yine 10. yıl nutkunda Cumhuriyeti gençliğe
emanet ederken Türk gençliğine olan güvenini
ortaya koyan Atatürk devrimlerin
bekçiliğinde de Türk gençliğine güvenmiştir.
Bu nedenle her yurtsever ve gerçek aydın
Türk Atatürkçülük önce kendini yetiştirerek
batı medeniyeti seviyesine ulaşmaktır. Bu
ilk görev olan devrimlerin bekçiliği için
vazgeçilmez şarttır.
Bu itibarla Atatürk'ün dünya görüşü
medeniyet değiştirme yönünden daha ziyade
mutlak, kültür değişmesi yönünden ise daha
ziyade nispidir. Çünkü medeniyet daha ziyade
milletlerarası maddi ve manevi değerler
manzumesi olduğu halde kültür,
milletlerarası etkilere kapalı olmamakla
birlikte, daha ziyade milli değerler
bütünüdür.
Milli dava, kişiliğinin devamıdır.
Atatürk'ün tarih tezi, dilde sadeleşme
istemesi ve kültür alanındaki bilinen diğer
devrimci reformları Batı potası içinde Batı
etkisine açık bir milli kültür yaratmak
içindir.
Netice olarak, Atatürk'ün dünya görüşünün
büyük niteliği bir doğma olmaması, realist
ve pragmatik olmasıdır. Bu sebeple
Atatürkçülük, faşizm ve Komünizm gibi
doğmatik ideolojileri red eder, onların
maskesi ve kalkanı olarak kullanılamaz.
Atatürk'ün dünya görüşünün realist ve
pragmatik, yani faydaya ve eyleme dönük bir
dünya görüşü olması onun esnek bir dünya
görüşü olmasını, başka bir deyimle, yeni
şartlara uymayı kabul etmesini gerektirir.
Fakat onun canlılığını ve devamlılığını
sağlayan bu realist ve pragmatik olma
niteliğinin, yani esnekliğinin bir sınırı
vardır. Bu sınır ise Batı medeniyetini
meydana getiren duyuş, düşünüş ve yaşayış
tarzını, onun hukuki, siyasi ve ahlaki temel
ilkelerini kesinlikle ret eden komünist ve
faşist ideolojilerdir. Zira bu ideolojiler
aslında Batının insanlığa kazandırdığı her
çeşit vasıtadan faydalanmakla beraber, ona
ters düşen, hatta onu spıtiralist ve
hürriyetçi düşünce sistemi ve insan kavramı
yönünden inkar eden ideolojilerdir.
 |
Atatürkçü Düşünce Sistemi
|
Türk milletinin bugün ve gelecekte tam
bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması,
aklın ve bilimin rehberliğinde Türk
kültürünün çağdaş uygarlık düzeyine
çıkarılması amacı ile temel esasları Atatürk
tarafından belirlenen gerçekçi fikirlere ve
ilkelere, Atatürkçülük veya Atatürkçü
Düşünce Sistemi denir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli, Türk
milletinin engin tarihî geleneklerinden haz
ve ilham alan Atatürkçü Düşünce Sistemi'ne
dayanır. Modern devletlerde devletin üç
temel görevi vardır. Bunlar; tam
bağımsızlık, millî egemenlik ve millî
birliği sağlamaktır. Atatürk, tam bağımsız,
millî egemenliğe dayanan, millî birlik ve
beraberliğe büyük önem veren bir devlet
anlayışını hayata geçirmiştir. Atatürkçülük,
devletin rejimi ve işleyişiyle ilgili
gerçekçi düşünceleri ve uygulamaları kapsar.
Türk milleti, binlerce yıllık tarihi içinde
köklü bir devlet geleneğine sahiptir. Diğer
milletler karşısında varlığını bu sayede
sürdürmüştür. Devletin millet için önemi,
kuvvetli bir gelenek olarak benimsenmiştir.
Bunun sonucu olarak devlete bağlılık,
kanunlara saygı, devlet-millet kaynaşması
oluşmuştur. Atatürk, Türk milletinin sahip
olduğu bu devlet geleneğini, çağın
gereklerine göre daha da güçlendirmiştir.
Atatürk, bir milletin yükselişi ve
gerilemesini ekonomiyle bağlantılı
görmüştür. "Yeni Türkiye'mizi lâyık olduğu
seviyeye yükseltebilmek için mutlaka
ekonomimize birinci derecede önem vermek
zorundayız." diyerek ekonominin önemini dile
getirmiştir. Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türk
milletinin sosyal ihtiyaçlarını karşılamayı
ve ekonomik alanda kalkınmasını sağlamayı
hedef alan bir düşünce sistemidir.
Atatürkçülük, aklın ve bilimin rehberliğinde
Türk milletini çağdaşlaştırmayı amaçlar.
Türk milletine, millî kimliğini kaybetmeden
dünya milletleri arasında hak ettiği yeri
kazandırmayı hedef alır. Bugün ve gelecekte
millî onurumuzdan ve bağımsızlığımızdan en
küçük bir taviz vermez. Atatürkçü Düşünce
Sistemi, Türk milletinin çağdaşlaşmasında
önemli bir yer tutar.
Atatürkçülük, devlet yönetiminde millet
egemenliğini esas alan bir sistemdir.
Atatürk, Türk milletinin devlet yönetiminde
söz ve karar sahibi olmasına büyük önem
vermiştir. Bunun en güzel örneğini önce
Erzurum ve Sivas kongrelerini toplayıp
milletin fikrini alarak göstermiştir. Daha
sonra 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'yi açarak
milletin devlet yönetiminde söz ve karar
sahibi olmasını sağlamıştır. Tarih boyunca
hür ve bağımsız yaşamayı amaç edinmiş Türk
milleti de Atatürkçü Düşünce Sistemi'ni
benimsemiş, bu sistemi yaşatmaya ve
yüceltmeye karar vermiştir.
Atatürkçülük, Türk milletinin güven ve huzur
içinde yaşamasını hedef alan bir dünya
görüşüdür. Atatürk, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'ni açarak hâkimiyetin millete ait
olduğunu göstermiştir. Cumhuriyetin
kurulması ile birlikte Türk milleti, kendi
yöneticilerini seçerek demokratik yaşam
biçimini günlük hayatında uygulayan medenî
milletler arasında yerini almıştır.
Atatürkçülüğün temelinde, Türk kültürü ve
insanlığın binlerce yıllık yüksek değerleri
olan, bağımsızlık, özgürlük, insan ve vatan
sevgisi vardır. Atatürk, bu değerleri göz
önünde bulundurarak, Osmanlı Devleti'nin
yıkıntıları üzerinde millî bir devlet
kurmuştur. Türk devletinin güçlenmesini ve
halkın mutluluğunu sağlamak, ülke
gerçeklerinden ayrılmamak, halka saygılı
olmak Atatürkçü Düşünce Sistemi'nin başlıca
gayeleridir. Devletimizin gelişip güçlenmesi
ve her türlü tehlikeye karşı korunması için
Atatürkçülüğün yaygınlaştırılıp benimsenmesi
gerekir.
 |
Atatürkçülüğün Nitelikleri |
Atatürkçülük, Türk milletinin
ihtiyaçlarından doğan, toplum hayatına yön
veren gerçekçi ve millî bir sistemdir.
İlerlemeye ve yenileşmeye açıktır.
Atatürkçülük, çağdaş uygarlık seviyesine
ulaşmadır. Atatürkçülük, Türk toplumuna
uygun sosyal ve siyasî kurumlar kurarak
modern toplum olma demektir.
Atatürkçülüğün temelinde millî kültür
vardır. Millî kültür, millî bir dünya görüşü
olmasına rağmen evrensel özellikler de
taşır. Atatürk'ün yapmış olduğu kurtuluş
mücadelesi mazlum milletlerin kurtuluş ümidi
olmuştur. Atatürkçülük, hiçbir milleti
sömürmeyi ve bağımsızlığını ortadan
kaldırmayı amaçlamamıştır. Tüm insanlığın
barış ve huzur içinde yaşamasını
hedeflemiştir. Atatürk'ün başlattığı
bağımsızlık mücadelesi ile birlikte diğer
sömürge milletler de Atatürk'ün önderliğinde
verilen Türk bağımsızlık savaşını örnek
almışlardır.
Atatürkçülüğü oluşturan ilkeler, birbirini
tamamlayan bütünün parçaları gibidir.
Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, ve halkçılık
birbirinden ayrı düşünülemez.
Cumhuriyetçilik ilkesi, Atatürk'ün devlet
anlayışının temellerinden birini oluşturan
millî egemenlik ilkesinin doğal bir
sonucudur. Atatürk milliyetçiliği, hürriyet
ve insan şahsiyetine değer veren eşitlik
fikrine dayanır. Halkçılık ise milliyetçilik
fikrinin bir sonucu olarak bütün fertlerin
eşit hak, yetki ve sorumluluklara sahip
olmasını öngörür. Ayrı ayrı ele alınırlarsa
tam olarak anlaşılmazlar. Lâiklik, modern
toplum düzeninin oluşmasını sağlayan en
önemli ilkedir. İnkılâpçılık bunların
toplumda yaygınlaştırılıp kökleşmesini
sağlar.
Çağdaş medeniyet düzeyine ulaşmayı amaçlayan
Atatürkçü Düşünce Sistemi, akılcı ve
bilimcidir. Ülke bütünlüğünün korunması için
millî birlik ve beraberliğe önem verir.
İnsan hak ve hürriyetlerine saygılıdır.
Atatürk'ün "her ilerlemenin ve kurtuluşun
anası hürriyettir" sözü bunu çok güzel
açıklar. Dünyadaki milletlerin mutluluğu
birbirlerinin haklarına saygılı olmaları ile
mümkündür. Dünya barışı ancak bu şekilde
korunur.
 |
Atatürk'ün Düşünce Sistemini
Oluşturmasına Neden Olan Etkenler |
Atatürkçü Düşünce Sistemi'nin oluşumunda
Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki olaylar,
Atatürk'ün yetiştiği ortam, bazı
düşünürlerin fikirleri ve dünyadaki
demokratikleşme hareketleri gibi faktörler
rol oynamıştır.
Türklerin tarih boyunca kurdukları en büyük
devletlerden biri olan Osmanlı Devleti'nin
çöküşü yapılan ıslahatlara rağmen
durdurulamamıştı. Fransız İhtilâli ile
yayılmaya başlayan milliyetçilik fikri bu
parçalanmayı hızlandırdı. Türkleri,
Avrupa'dan ve Anadolu'dan çıkarmak isteyen
İngiltere, Fransa, Avusturya ve Rusya
milliyetçilik fikrini Osmanlı Devleti'ni
yıkmak için kullandılar. Önce, Balkanlar'da
Yunanlılar ve Sırplar ayaklanıp Osmanlı
Devleti'nden ayrıldılar. Rusların
kışkırtmalarıyla Ermeniler de Doğu
Anadolu'da ayaklanmaya başladılar. Diğer
taraftan, İngilizler Doğu Akdeniz'de söz
sahibi olabilmek için 1882'de Mısır'ı işgal
ettiler.
Devletin ekonomik durumu da perişan bir
vaziyetteydi. Kapitülâsyonların etkisiyle
ülke, Avrupa devletlerinin açık pazarı
hâline gelmiş, yerli sanayi kurulamamıştı.
Sık sık yapılan ve yenilgiyle sonuçlanan
savaşlar, ekonomiyi çökerten bir başka
sebepti. Dışarıdan alınan borçlar
ödenemediği için alacaklı devletler, Osmanlı
Devleti'nin gelirlerine el koymuşlardı.
Devletin hızla parçalanmaya doğru gittiğini
gören aydınlar, padişahın yetkilerinin
sınırlandırıldığı bir yönetim şekli
kurulursa kurtulmanın mümkün olabileceğini
ileri sürmeye başladılar. Aydınların
zorlamasıyla 1876 yılında Birinci Meşrutiyet
ilân edildi. Birinci Meşrutiyet Dönemi uzun
sürmedi. 1878'de meşrutiyet yönetimine son
verildi. 1908'de İkinci Meşrutiyet ilân
edildi.
Mustafa Kemal Atatürk, işte bu olayların
yaşandığı bir ortamda doğup büyüdü. Askerî
okulda okuduğu sırada, pek çok kitap okuyup,
dünyada meydana gelen siyasî, ekonomik,
sosyal, kültürel ve bilimsel gelişmeleri
izledi. Ayrıca zamanın en önemli dili olan
Fransızcayı öğrendi. Osmanlı Devleti'nin
karşı karşıya bulunduğu siyasî, ekonomik,
sosyal, kültürel ve askerî sorunlarla
yakından ilgilendi.
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti
yıkılırken, Türk milletinin kurtuluşu için
mantıklı bir yol bulunması gerekiyordu. Bu
yol, Türk milletinin hür ve bağımsız bir
şekilde yaşayabilmesi için, yeni bir
devletin kurulması idi. Çünkü milletlerin
bağımsız yaşamaları devlet kurmakla
mümkündü. Başta, Ziya Gökalp olmak üzere,
bazı aydınlar tarafından savunulan Türkçülük
fikri, Mustafa Kemal'i büyük ölçüde
etkiledi.
Mondros Ateşkes Anlaşması'ndan sonra,
başlatılan ölüm kalım savaşı Türkçülük
fikrinin ürünüdür. "Ya istiklâl ya ölüm."
parolasıyla başlatılan Millî Mücadele, millî
egemenliğe dayalı bir devlet kurmayı
amaçlıyordu. Tarih boyunca büyük devletler
kuran Türk milletinin bağımsızlığına
kavuşturulması onun en büyük ülküsü idi.
Atatürk, gücünü tarih boyunca bağımsız
yaşamayı ilke edinmiş olan Türk milletinden
aldı.
Milletimizi benliğine ve egemenliğine
kavuşturarak demokratik bir düzen içinde
çağdaşlaşmasını sağlayan Atatürkçü Düşünce
Sistemi; çeşitli olayların akıl yoluyla
değerlendirilmesi ve tarih bilinciyle
yorumlanmasıyla oluşmuştur.