|
Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük
yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956
yılına değin yaşadı.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız
Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde
öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle
Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada
babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla
Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan
sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi.
Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa
bir süre sonra 1893 yılında Askeri
Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik
öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave
etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri
İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp
Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında
teğmen rütbesiyle mezun oldu. Harp
Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te
yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı.
1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu
emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası
(Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III.
Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a
giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı
olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya
gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı.
1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay
Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a
hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal
bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve
Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık
1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını
kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına
getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca
Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki
birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve
Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri
görüldü. 1913 yılında Sofya
Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken
1914 yılında yarbaylığa yükseldi.
Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona
erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış,
Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda
kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak
üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda,
Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık
destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale
geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te
Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve
Fransız donanması ağır kayıplar verince
Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar
verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan
düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta
ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu.
Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa
yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te
Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti.
Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal
9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini
kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe,
21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri
takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık
253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu
İtilaf Devletlerine karşı korumasını
bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben
size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi
emrediyorum!" emri cephenin kaderini
değiştirmiştir.
Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra
1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı.
1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus
kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in
geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki
kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de
İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin
Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede
incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra
hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek
tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7.
Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede
İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma
savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin
imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim
1918'de Yıldırım Orduları Grubu
Komutanlığına getirildi. Bu ordunun
kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de
İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde
(Bakanlığında) göreve başladı.
Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf
Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale
başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu
Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a
çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da
yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini
yine milletin azim ve kararının
kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni
toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos
1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11
Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas
Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu
için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı.
27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla
karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir
adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet
Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın
başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları
kabul edip uygulamaya başladı.
Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da
Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında
düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10
Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı
imzalayarak aralarında Osmanlı
İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya
Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce
Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis
kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük
Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi
Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak
savaşı zaferle sonuçlandırdı.
Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş
Savaşının önemli aşamaları şunlardır:
|
• |
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30
Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım
1920) kurtarılışı. |
|
• |
Çukurova, Gazi Antep, Kahraman
Maraş, Şanlı Urfa savunmaları (1919-
1921) |
|
• |
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
|
|
• |
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan
1921) |
|
• |
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül
1921) |
|
• |
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan
Muhaberesi ve Büyük Zafer (26
Ağustos 9 Eylül 1922) |
| |
|
Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de
Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e
Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi.
Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan
Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece
Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen,
Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan
Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe
dayalı yeni Türk devletinin kurulması için
hiçbir engel kalmadı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin
açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu
müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş
Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk
devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım
1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden
ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece
Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları
koparıldı. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet
idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle
ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü
İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk
hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti,
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve
"Yurtta barış cihanda barış" temelleri
üzerinde yükselmeye başladı.
Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de
TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı
verildi.
Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923
tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu
başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı
düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında
Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk
cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince
dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri
yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM
Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak
devlet çalışmalarını yerinde denetledi.
İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler
verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi
ziyaret eden yabancı ülke devlet
başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını
komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı
ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük
nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl
Nutku'nu okudu.
Atatürk özel yaşamında sadelik içinde
yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla
evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte
çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine
dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet
(İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü,
Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve
Abdurrahim Tunçak'ı manevi evlat edindi.
Mustafa ve İhsan adlı çocukları himayesine
aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek
hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir
kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa
Belediyelerine bağışladı. Mirasından kız
kardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve
Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı,
müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve
yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına,
güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi
vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük
keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği
Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık
oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve
bilim adamlarını, sanatçıları davet eder,
ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve
düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı
çok severdi. Sık sık Atatürk Orman
Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat
katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.
 |
Atatürk'ün Son Yılları Ve Ölümü |
Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937
yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında
Yalova'da bulunduğu sırada, ciddî olarak
hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç
verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya
yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının
artmasına sebep oldu. Bu tarihlerde Hatay
sorununun gündemde olması da onu
yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin
ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş
altında askerî birliklerimizi teftiş edip
tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü.
Ülkü edindiğimillî dava uğruna kendi
sağlığını hiçe saydı. Güney seyahati
hastalığının artmasına sebep oldu. 26
Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve
istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar
tarafından, siroz hastalığı teşhisi kondu.
Deniz havası iyi geldiği için, Savarona
Yatı'nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile
ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti.
İstanbul'a gelen Romanya kralı ile görüştü.
Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti.
4 Temmuz 1938'de Hatay Antlaşması'nın
yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip
moralini düzeltti. Temmuz sonlarına kadar
Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı
ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi.
Fakat hastalığı durmadan ilerliyordu. O'nun
hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla
ilgili haberleri heyecanla takip ediyor,
bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu.
Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül
1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük
bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil
kurumlarına bağışladı. Ekim ayı ortalarında
durumu düzelir gibi oldu. Fakat, çok
arzuladığı hâlde, Ankara'ya gelip
cumhuriyetin on beşinci yıl dönümü
törenlerine katılamadı.
29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na
yolladığı mesaj, Başbakan Celâl Bayar
tarafından okundu. "Zaferleri ve mazisi
insanlık tarihi ile başlayan, her zaman
zaferlerle beraber medeniyet nurlarını
taşıyan kahraman Türk ordusu!" sözü ile Türk
Ordusu'nun önemini belirtmiştir. Yine aynı
mesajda "Türk vatanının ve Türk'lük
camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici
her türlü tehlikelere karşı korumaktan
ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve
amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam
bir inan ve itimadımız vardır" diyerek Türk
Ordusu'na olan güvenini belirtmiştir.
Atatürk 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin açılış töreninde de bulunamadı.
Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celâl
Bayar okudu. Atatürk bu nutkunda ülkenin
imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi
konularındaki faaliyetleri açıkladı. Bundan
başka eğitim ve kültür konularına da temas
edip gençliğin millî şuurlu ve modern
kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul
Üniversitesi'nin geliştirilmesi, Ankara
Üniversitesi'nin tamamlanması ve Van Gölü
civarında bir üniversitenin kurulması için
çalışmaların yapıldığını belirtti. Türk
Tarih ve Türk Dil kurumlarının
çalışmalarından duyduğu memnuniyeti
açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin kültürde
olduğu gibi spor sahasında da idealine
ulaştırılması için Beden Terbiyesi
Kanunu'nun uygulamaya konulmasından duyduğu
memnuniyeti belirtti. Atatürk, ölümüne kadar
memleket meselelerinden bir an olsun uzak
kalmamıştı.
Atatürk'ün hastalığı tekrar şiddetlendi. 8
Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar
yayımlanmaya başlandı. Bütün memleketi
tekrar derin bir üzüntü kapladı. Her Türk'ün
kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu.
Ancak, kurtarılması için gösterilen çabalar
sonuç vermedi ve korkulan oldu. Dolmabahçe
Sarayı'nda 10 Kasım 1938 sabahı saat dokuzu
beş geçe, insan için değişmez kanun, hükmünü
uyguladı. Mustafa Kemal Atatürk aramızdan
ayrıldı. Bu kara haberle, yalnız Türk
milleti değil, bütün dünya yasa büründü.
Büyük, küçük bütün devletler onun cenaze
töreninde bulunmak üzere temsilciler
göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin
kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı
belirten mesajlar gönderdiler. 16 Kasım günü
Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın
büyük tören salonunda katafalka konuldu.
Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli
ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve
bağlılığını ifade etti. Cenaze namazı 19
Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya
tarafından kıldırıldı. On iki generalin
omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan
tabut, top arabasına konularak, İstanbul
halkının gözyaşları arasında Gülhane
Parkı'na götürüldü. Buradan bir torpido ile
Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyük Ada
açıklarına kadar, donanmamız ve törene
katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin
eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit'e
getirdi. Burada Yavuz zırhlısından alınan
cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son
saygı görevlerini yapmak üzere toplanan
halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak
Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.
Atatürk'ün vefatı üzerine cumhurbaşkanı
seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay
Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet
ileri gelenleri tarafından karşılanan
cenaze, Türkiye Büyük Mîllet Meclisi önünde
hazırlanan katafalka kondu. Ankara halkı da
onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son
görevini yaptı. 21 Kasım 1938 Pazartesi
günü, sivil ve askerî yöneticiler ile
yabancı devlet temsilcilerinin hazır
bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı
büyük bir tören yapıldı. Daha sonra
Atatürk'ün tabutu katafalkta alınarak.
Etnografya Müzesinde hazırlanan geçici kabre
kondu. Türk milleti daha sonra, bu büyük
insana lâyık, Ankara Rasattepe'de bir
Anıtkabir yaptırdı. 10 Kasım 1953'te
Etnografya Müzesinden alınan Atatürk'ün
naaşı Anıtkabir'e getirildi. Burada yurdun
her ilinden getirilmiş olan vatan topraklan
ile hazırlanan ebedî istirahatgâhına
yerleştirildi.
|